Büyük İskender’in Büyüklüğü

Tarihte bazı şahsiyetler vardır; tarihin yazdığı senaryoda rol kaparlar, bazı şahsiyetler de vardır ki o senaryoyu kendi kalemleriyle yeniden yazmak isterler. İşte Büyük İskender (III.Alexandros) de bu şahsiyetlerin en büyük örneklerinden biridir.

Makedonya krallığının alışık olmadık varislerinden biriydi o. Babası II.Philippus devleti askeri, siyasi, ekonomi alanlarında büyük bir güce ulaştırmıştı ama büyük devlet olmak başkaydı. Sadece bunlar yetmezdi. İskender belki de Helen, Balkanlar ve Anadolu coğrafyasının görebileceği en nadide entelektüel liderlerin başlarında gelenlerdendi. Batı felsefesinin bilhassa mantık disiplininin babası olan Aristoteles‘ten felsefe, edebiyat ve politika dersleri alıyor, Aristo ile uzun uzuna muhabbetler etmekten kendini alamıyordu.

İskender büyüyor ve kendini göstermesi gerekiyordu. Babası Philip onu Byzantion (İstanbul) seferinde küçük bir ordu komutanlığına atadı. Daha 16 yaşlarında yönettiği bu orduyla bir Trak kabilesini yenmişti.  Kendini büyük çapta gösterişi ise Yunanlara karşı kazanılan Kaiironeya savaşıydı. Burada ordunun sol kanadını yönetmişti. 20 yaşında güçlü olgun bir delikanlı olduğunda ise babası fevren, şaibeli bir şekilde can vermişti.

Pers kralı III.Darius’un fitneleriyle kendisinde karşı yapılan ayaklanmaya karşı ibret alınacak cinsten öyle bir cevap verdi ki Sparta hariç bütün Yunanistan İskender’e boyun eğdi. Atina’nın Kuzeybatısındaki Thebai kentinde taş üstünde taş bırakmadı. Tapınaklara ve edebiyata olan saygısından sadece tapınaklara ve şair Pindaros’un heykeline zarar vermedi. İskender daha bu olaydan itibaren Persleri kafasına takmıştı. Persler’i çiğnemeden ne Yunanistan dışında söz sahibi olunabilir, ne genişleyebilir ne de büyük Asya hayaline ulaşılabilirdi. İskender de yere sağlam bastı. Önce babasından kalan orduyu iyice düzene soktu. Atlı birliklere özel ilgi gösterdi.

Tarihler M.Ö. 333 sonbaharını gösterdiğinde İskender Persleri İssos Savaşı’nda büyük bir yenilgiye uğratmıştı. Pers kralı III.Darius canını zor kurtarıp çareyi kaçmakta bulmuştu.Daha sonra Suriye, Gazze’ye kadar girmiş ve Mısır’ı da ele geçirmiştir.  Böylece Doğu Akdeniz hakimiyetini tamamen sağlamış sayılıyordu. Mısır’da İskenderiye kentini inşa ettirdi. O dönemlerde Mısır çok tanrılı dinlerin kutsal bölgesiydi.

İskender Mısır’a girince hakkında sayısız rivayetler oluştu. Kimisi onun Tanrı Amon ile konuştuğu yaygarasını çıkardı, kimisi ”Zeus’un oğlu kendini Mısır’a tanıtmaya geldi” dedikodusunu yaydı. Belki de kim bilir İskender’in kendini sıradan olmayan bir lider veya kutsal görmeleri için kendi politik bir oyunuydu bu yaygaralar. Daha sonra III.Darius’u ikinci defa yenerek Mezopotamya’da süratle ilerlemiş Babil’i almıştır. Daha sonra  Yunan düşmanı Eski Pers kralı’nın şaşalı sarayı Kserkes Sarayı’nı törenle yıkmıştır. M.Ö 326 ‘da Hindistan’ın kuzeyini de ele geçirdiği halde hala durmak yoktu aklında. Ta ki ordusunun artık bıkmış, usanmış ve ayaklanma çıkarma fikrini duyana kadar.

Hindistan seferi için yeniden hazırlanmaya başladığı sıralarda önce kendisine ayaklanma fikrinde olan komutanları ve askerleri öldürttü daha sonra hıyanet edenleri temizledi. Kendisi Darius’un kızıyla evlenerek evrensel bir imparatorluğa doğru yol alırken kendi komutanlarını da bu yola teşvik ederek kozmopolit bir yapıya büründürdü krallığını. Daha sonra sırf Perslerden oluşan yeni bir ordu kurdu Asya için. İskender daha kafasında bir çok plan kurarken Babil’e geçti ve bir süre orada kalmayı tercih etmişti.

Tarihler M.Ö 323 yılını gösterdiğinde Dünya fatihi hayata gözlerini yumuyordu. Ölümünün sebebi hala netliğe kavuşamasa da enfeksiyon, zehirlenme hatta Batı Nil virüsü dahi olabileceği söyleniyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir